TURUNCU DERGİSİ

BİZ HEP BURADAYDIK

Biz hep buradaydık. Hz. Hacer oğlu İsmail’e su bulmak için çölde koştuğunda, ilk vahiy geldiğinde, Hz. Hatice İslam’la şereflenen 10 kişiden biri olduğunda hep oradaydık. Adımız Orta Asya’da Hatun oldu, Anadolu’da Hanım, dünyanın her yerinde kadın. Coğrafya kaderdir sözünü hayatımızın her alanında birebir tecrübe ettik. Doğduğumuz evi, yaşadığımız şehri, içinde bulunduğumuz coğrafyayı hep kaderimiz bildik. Çünkü insanı evi ve ailesi ve içinde bulunduğu toplum büyütür dedik. Bir nesli kadınlar büyütür dedik ve her birimiz gökyüzünün öğrencisi, yeryüzünün öğretmeni olduk. Bazen göç yolunda, bazen evimizin bir odasında geleneğimizi, kültürümüzü sonraki nesillere aktarmak için sandıklara taşıdık. Yaşayan ve aktaran olduk. Geçmişi bugüne taşıdık, bugünden geleceği mayaladık.

DÜNYANIN KADIN YÜZLERİ

Dünya kadınlarını yalnızca bize anlatıldığı kadar biliyoruz. Önümüze sık sık konulan bir fotoğraf var. Bu fotoğrafta batılı kadınlar şık arabalara biniyor, ev işlerinde hizmetçilerinden yardım alıyor. Hayattaki dertleri çevrenin kirlenmesi, ekosistemin bozulması. Doğulu kadınlar ise ritüeller ve törenler eşliğinde yaşıyor. Renkli kumaşlar, dikkat çeken bilezikler, ağır baharat kokuları… Afrika hep acı, hep yoksulluk. Tenekede evlerde oturan ve bir damla su için sırtlarında çocuklarıyla kilometrelerce yürüyen kadınlar.

Oysa dünya bu fotoğrafın dışında. Afrikalı iş kadınları sabahları topuklu ayakkabılarıyla iş toplantısına giderken Amerikalı bir kadın şiddetin ve yalnızlığın içinde bocalayabiliyor. Yani tek bir kadın fotoğrafı, ülkelere göre sınıflandırılmış kadın hayatları yok. Peki, bize neden gerçeği yansıtmayan hayatları anlatıyorlar? Cevabı çok basit. Kafalarındaki ideal kadın üzerinden toplumları yeniden tasarlamak için.

Kamuoyunda bir şeyi bin kez söylersen herkes inanır düşüncesi ile hareket ediyorlar. Bu yüzden de ideal batılı kadının sarı saçlarından ayakları için kullandığı kreme kadar santim santim güzelliği tasarlıyorlar. Çocukları Barbie bebekle oynayanlar bilir. Barbie’nin evi, arabası, köpeği, hafta sonu tatili, balosu hiç bitmez. Barbie bir masal kadar uzak da değildir. Hemen şuralarda bir yerde öyle bir hayat yaşanıyor izlenimiz veriyor. Sonraki iş onun nerede olduğunu aramakta…

Medya ve çeşitli bilgi kodlamalarıyla hepimize yapılan şey de o aslında. Birçok hayatı gösteriyorlar. Gösterilenlerin içinden en ideal olanı da Batılı kadının hayatı. Fakat arka planını çoğumuz bilmiyoruz. Bu kadınlar ne yaşıyor, şiddet oralarda nasıl, İslam’dan uzak hayatlarda toplumsal kabuller nasıl ilerliyor? Hiç birisini bilmiyoruz.

Dünyanın her yerinde güneş doğuyor ve hangi şartlar altında olursa olsun her evde kadınlar büyük sorumluluklar yaşıyor. Afrikalı annelerin evlerinin ve hayatlarının asgari ihtiyaçlarını karşılamak için verdiği emeği Avrupalı bir kadın trafik, iş ve çocuklar arasında bölünerek veriyor ya da Asyalı bir kadın toplumsal sorunların çözümüne katkı sağlamak için çalışıyor.

Kısacası kadınlar için ülkelere göre ayrılmış denklemler yok. Yalnızca hayatı omuzlarında taşıyan kadınlar var ve hayatın altın tepside sunulduğu kadınlar. Adına ister kader deyin, ister ilahi adalet 21. yüzyılda uzak yakın her coğrafyadaki kadının işi zor. Yükü ağır.

Bu kadar farklı fotoğrafın, rengin, duruşun, hayatın olduğu 21. yüzyılda dünyadan kadın yüzleri bize ne anlatır? Mülteci bir kadının hikayesi ile kendi topraklarında kök salmış kadının hikayesi birbirini tutar mı? Pentagon’da insansız hava araçlarını kullanarak kilometrelerce uzaktaki ülkeleri bombalayan sonra da akli dengesini kaybeden  kadın pilotları ve mülteci kadınları düşününce kimin yükü diğerinden ağır? Kimin hayatı kayboldu, kiminki nerede başladı? İşte bu sorunun cevabını bulmak lazım.

GERÇEK KADIN HİKAYELERİ

Dünyanın otantik ya da mağduriyetlerle anlatılan kadın hikayelerine değil gerçek kadınlara ve onların gerçek yaşam öykülerine ihtiyacı var. Bugün yüz binlerce kadın sabahın erken saatlerinde güne başlıyor. Tarlaya, sanayiye, üniversiteye, parlamentolara… Şehirlerin her yerine çalışmaya gidiyor kadınlar. Alın teriyle, emek emek çalışıyor kadın elleri. Bahçeden elma topluyor, sanayide otomotiv sektöründe çalışıyor, yeni ilaçlar üretiyor, yeni kanunlar hazırlıyor. Karar alma mekanizmalarında aktif rol alıyor. Kadın ve kalkınma arasında sıkı bir bağ var. Ekonomik kalkınma, kadınların sosyal ve toplumsal kazanımlarını artıyor, kadınların toplumsal statüsü yükseldikçe ekonomik kalkınma hızlanıyor.

70’li yıllardan bu yana dünya kadın konusunu kalkınma üzerinden inceliyor. Bu yüzden şehirlerde, yerel yönetimlerde kadın başlığı yalnızca kadınları değil hereksi ilgilendiriyor. Kadınlar değişen hayatların sabırlı sakinleri olarak yaşanılan her şeye rağmen toplumun ayakta durmasını sağlıyor. Başka bir deyişle geleneği yeniden yorumlayarak toplumu ilmek ilmek örüyor.

Semti, mahalleyi, ilçeyi, şehri kısacası ortak yaşam çevrelerini kadınlar farklı bir şekilde kullanıyor. Üç boyutlu düşünce ekseniyle yeni politikalar üretebiliyor. Medeniyet, merhamet ve memnuniyetten oluşan bu üç ana eksenle kadınlar şehirlerin sorunlarını aktif ve pratik bir biçimde çözüme kavuşturuyor.

Bugün dünya şehirlerinin medeniyete, merhamete ve orada yaşayanları memnun edecek politikalara ihtiyacı var.

1990’DAN BU YANA TÜRKİYE’DE KADIN VE DERGİCİLİK

1990 yılı ve sonrasında karşımıza çıkan Millenyum sözcüğü aslında geçtiğimiz yirmi yılın özeti gibidir. Türkiye’de kadın dergiciliğinde 80’ler, 90’lar ve 2000’ler birbirine hiç benzememektedir. Çünkü 80’lerin memur kadınları yerini 90’ların siyasetçi, yönetici, bürokrat kadınlarına bırakmış ve 2000’li yıllar geldiğinde hayatından postmodernizmin geçtiği kadınlar Hz. Hacer’den günümüze kadar uzanan ‘ev’ özlemini ruhlarında hissetmiştir.

Doksanların sonuna doğru Türkiye’de pek çok alanda değişen dengeler, kadınların kalbinde ve kaleminde uzun soluklu hesaplaşmalara neden olmuştur. Kadınlar bir bakıma ‘kadın’ olduğunu fark etmişi ve feminen etkilerin uzağında ‘ben ne yapıyorum?’ sorusunun ekseninde herkes kendi hayatını temize çekmiştir.

2000’li yıllar genelde kadınların özelde ise kadın yazarların birseyselleştiği bir dönemdir. Daha önce bir grup, cemaat olarak hareket eden kadınlar artık kendi serüveninde, kendi hikayelerinde başrol oynamak için yola çıkmıştır. Daha önce söylemleri siyasi ve sert olan kadın yazarlar bile annelikten, kadın olmanın inceliklerinden bahsetmiştir. Ülkemizin yaşadığı post modern travmalar kadınları kendi evlerine, kalplerine götürmüş ve yıllardır mitinglerde, ev toplantılarında, parti çalışmalarında varoluş mücadelesi veren muhafazakar kadınların halıların altına süpürülmüş bir yalnızlıkla tanışmıştır.

Postmodern yansımaların ardından muhafazakar kadınlar ‘öteki’ yazarları okumuş, ‘ötekine’ bakmayı öğrenmiş ve bu süreç içinde kendi aralarında da ‘ötekileşmiş’ ya da ‘ötekileştirilmiştir’.

SİZE ANLATACAK TURUNCU CÜMLELERİMİZ VAR

Aylık Kadın Dergisi Turuncu 2004 yılında, her kadının farklı bir ötekileştirilme ameliyatına tutulduğu günlerde başlamıştır yayın hayatına. Zahide Ceylan ve arkadaşları tarafından kurulmuştur. Dergi 2013 yılından bu yana Turuncu Medya Grubu bünyesinde, Zahide Ceylan Genel Yayın Yönetmenliğinde faaliyet göstermektedir.

Medyanın flaş haber başlığında her geçen gün farklı bir başörtülü kadını moda ikonu gibi gösterdiği, kamusal alanda başörtüsü yasaklarının zirveye tırmandığı, başörtülü ve jipe binen kadının diğer başörtülü kadınlara ‘düşman’ olarak gösterildiği günlerde; kadınlara, Türkiye’ye, dünyaya “Bir dakika durun” demek için yola çıkmış bir dergidir.

Genel yayın yönetmeninden fotoğrafçısına, yayın kurulundan reklam temsilcisine kadar birçok kadının mutfağında olduğu dergidir. Turuncu yazarlarının çoğunluğu birbirinden farklı yaşam hikayelere, sosyolojik bakış açılarına sahiptir fakat yazdıkları yazılarda satır aralarında buluşabilmiş kadınlardır.

Avukat, akademisyen, öğretmen, mühendis, gazeteci, mimar gibi kimliklere sahip olan bu kadınların birçoğunun yolu kamusal alan sınırlandırmalarından geçmiştir. Ortak manevi değerlere sahip olmalarına rağmen; karakteri, duruşu, düşüncesi farklı tam 50’den fazla yazarın her ay sabırla çıkarttığı bir dergidir Turuncu.

Turuncu yazarları Fatma Aliye Hanımın yalnızlığını yüzyıl sonra yaşamaktadır aslında. Çünkü ‘kadın’ sözcüğüyle anlattıkları tüm feminist söylemlerin aksine evinin, ailesinin, toplumun diğeri olan bir kadındır. Evinde lavaboları yıkarken Gazze’deki çocuklara üzülen, yüksek lisans tezini yazarken kayınvalidesini evinde misafir eden, çocuklarını annesine emanet edip kütüphane kurmak için şehrin bir ucundan diğerine giden kadınlardır.

Turuncu yayınlandığı günden, ulaştığı 194. sayısına kadar kadınlara evini ve ülkesini toplamayı öğütlemiştir. Daha doğrusu örnek, ideal kadın protipleri yerine her kadını kendi hikayesi içinde benimsemiştir.

Mektuplardan, çeyiz sandıklarından, hayatın misafir odalarından, yitirilen değerlerden bahseden bir dergidir Turuncu. Yazan ve okuyan kadının iyi günde kötü günde buluşmasıdır bir bakıma. Her ay Ankara’dan, İstanbul’dan, Erzurum’dan, Trakya’dan birbirini hiç tanımayan kadınların birbirine yazdığı küçük küçük mektuplardır. Gazete manşetlerinin, internet sitelerinin kötüyü ve kötülüğü ifşa ettiği günlerde ‘iyiliği’ gösterir yalnızca.

Her ay hazırlanan dosyalar bakıldığında siyaset, edebiyat, yemek, kitap, yeni yazarlar, yeni sergiler karşınıza çıkar. Bu kadınların erkeklerle derdi yoktur. Dahası bu kadınların birbiriyle derdi yoktur.

Üniversite öğrencisi kızların çalıştığı ve kızlarının öğrenciliğine, evliliğine, anne oluşuna şahit olmuş bir dergidir. Tüm kadınlara anneliği öğütlemekte ve anne sözü dinleyen kızların duasıyla yürümektedir.

Turuncu kurumsallaşmış, profesyonelleşmiş, lider bir dergidir.

Hiç kimseye yüksek duvarların ardından bakmayan, kimse ile arasında sınır çizmeyen bir dergidir Turuncu.

Hem Doğulu Hem Batılı Bir Kadın

Bir kadının içindeki doğulu ve batılı iki ayrı sesin gün içindeki sohbeti gibidir Turuncu. Tarihe kayıt tutar, arka bahçelerde saklı tutulanı bilir, yeryüzüne her gece 7 kez Ayet-el Kürsi okur…

Yazarları sinemayı, ülke siyasetini, yeni çıkan kitapları, kimlik arayışlarını sıkı sıkıya takip eder. Satır aralarına hayatın sızdığı dergidir Turuncu.

Manevi değerlerin korunduğu, ‘ev kızı’ deyiminin aşağılanmadığı, anne olmanın büyüsünün korunduğu bir dergidir.

Cumhuriyet tarihinin 194. sayısına ulaşmış ilk kadın dergisidir. Tüketimin, her şeye sahip olma duygusunun zirveye tırmandığı günlerde, tüketim çılgınlığını eleştiren, reçellerden ve el örmesi kazaklardan bahseden belki de tek kadın dergisidir. Aynı zamanda gündem, siyaset, kültür ve sanat, spor, tarih dergisinin sayfalarında yer alır.

Tarihin sinir uçlarında dokunur Turuncu. Öyle ağır başlı, kendi halinde bir tavrı vardır ama gerektiğinde, mikrofonlar kendisine uzatıldığında söyleyecek binlerce söze sahiptir.

İdeal kadın tiplemelerinden uzaktır, protiplerden korkar. Her yazar, yazı serüveni boyunca aslında kendi hikayesinde kırılma noktaları yaşar. Ankara’da kadınlar ve genç kızlar için bir okul olma özelliğini başarı ile 16 yıldır korumuştur Turuncu.

Ankara’da başta olmak üzere ülkemizin ve dünyanın pek çok yerinde ‘güven’ sözcüğüyle anılan belki de tek kadın dergisidir. Aileyi ve yuvayı önemser.

Türkiye’de ve dünyada kadın yazarların, kadın yayınlara marjinalleşme çabası içindeyken Turuncu olanı anlatmayı tercih eder, tarihe ışık tutmayı ister.

Tel Örgüye Düş Bağlamak

Toplumdaki her kadından kendisini sorumlu hissetmiştir. Cezaevindeki kadınlara yazmayı öğretmek için yola çıkmıştır. Sincan Kapalı Kadın Cezaevindeki kadınlara uyguladığı öykü atölyesi ile bir cezaevinden Allah’a uzanan pencereler açmış ve mahkum kadınlara dünyada ilk kez kalemi, kağıdı uzatarak “Yaz” demiştir. Daha sonra çeşitli kurum ve kuruluşlarla yapılan öykü atölyeleri ile kadınlara yazmayı, anlatmayı öğütlemiştir. Magazin dergilerinde geçen hayatlara, popstarlara özenilen bir dünyada okuma, anlama, yazma ve tefekkür penceresi ile kadınlara ve topluma farklı bakış açıları sunmayı başarmıştır.

Doğudan ve Batıdan tam 14 ülkeden 18 hikayeyi aynı kitapta toplamı, yeryüzünün kadınlarını edebiyatta, hikayede buluşturmuştur. Duvarlardan ve sınırlardan korkan bir dergi olarak tel örgülere düşler bağlamış… Tel Örgüye Düş Bağlamak kitabı ile savaşlara, anlaşmalara, diplomatik görüşmeler rest çekmiş… Yeryüzüne özgürlük şarkıları söylemiştir.

Turuncu kadın yayınları içinde kendi ayaklarının üstünde durmuş; herhengi bir finansmanı olmayan belki de tek dergidir. Yeryüzü denklemlerinde iyiler ve kötüler yer değiştirirken, ‘iyilerin yaptığı kötülükler’ hafızalarımıza kazınırken Turuncu dünya kadınlarına, dünya Müslümanlarına Allah’la, iyilikle, merhametle müttefik olmayı öğütlemiş bir dergidir.

Yazarak bu ülkenin, bu coğrafyanın sorumluluğunu omuzlarında taşımaya talip olmuş… Yeryüzünün geleceği için yola çıkmış… Yazarak dünyayı değiştireceğine inanmıştır.

Aylık Kadın ve Yaşam Dergisi TURUNCU 2003 yılından bu yana tam 15 yıldır yayın hayatına devam ediyor. Geçtiğimiz ay 194. sayısının yayınlandığı dergi siyaset, politika, ekonomi, kadın, kültür, gezi konuları başta olmak üzere gündemin her satırına not düşüyor. Fotoğrafçısından köşe yazarına, yayın koordinatöründen satış işlerine derginin her alanına kadın eli değiyor. Kadınların gözünden dünyayı okuyan TURUNCU yerel, ulusal ve uluslararası basını yakından takip ediyor, çalıştaylarda yer alıyor, tez konusu oluyor. Yeni Türkiye’ye giden yolda taşlar adım adım döşenirken, TURUNCU hazırladığı dosyalarla Yeni Türkiye’nin yol haritasına katkı sağlıyor.

Her yaştan ve her kesimden okuyucusu olan bu dergi adeta farklı kültürlerin, geleneklerin ve daha yaşanılabilir bir dünya söyleminin buluşma noktası olacak sayılarla okuyucunun karşısına çıkıyor her ay. Turuncu sıradan bir kadın dergisi değil. Türkiye’de özellikle milli ve manevi hassasiyeti olan kadınların son 15 yılda yaşadığı değişime ve Yeni Türkiye’nin kadınlarının hikayesine ışık tutuyor. Hemen her sayısı arşivlik olan bu dergi daha iyi bir ülke ve daha iyi bir dünya için her ay bin bir emekle yeniden çıkıyor.

Turuncu dergisi Türkiye’nin hikayesini omuzlayan, ülkesinin kaderini kendi kaderi bilen nadir dergilerden. Doğruların ve yanlışların birbirine karıştığı, bilgi kirliliğinin hızla çoğaldığı bir süreçte Turuncu her sayfada iyiye ve doğruya dair yeni bir şeyler söyleme çabasında.

Turuncu, 13 yıllık azmin, emeğin ve başarının hikayesi. Turuncu güçlü kadrosu ve ses getiren çalışmaları ile Yeni Türkiye için çalışmaya, yazmaya, anlatmaya devam edecek.